3 Ocak 2010 Pazar

sinemaya gittim, döncem..

....
 İki saat sonra kalabalığın içinde, sinemadan bir dar sokağa çıkan sanki başka birisiydi. Düşünüyordu: " Çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor. Sinemadan çıkmış insan. Gördüğü film ona bir şeyler yapmış. Salt çıkarını düşünen kişi değil. İnsanlarla barışık. Onun büyük işler yapacağı umulur. Ama beş-on dakikada ölüyor. Sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu; asık yüzleri, kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyorlar, eritiyorlar." Saatine baktı: Dört buçuğa beş vardı. "Eve gidip okusam." Durağa yürüdü. "Bunları kurtarmanın yolunu biliyorum. Kocaman sinemalar yapılmalı. Bir gün dünyada yaşayanların tümünü sokmalı bunlara. İyi bir film görsünler. Sokağa hep birden çıksınlar..." Kafasından geçene güldü. Duraktakiler dönüp baktılar. Kadının biri kaşlarını çattı. Sokakta kendi kendine sesli gülünemeyeceğini bilmeyen yoktu. "Ne adamlar be. Güldüysem güldüm, size ne?" Duramadı orda, yürüdü. Eve gitmeyecek. İçindeki 'sinemadan çıkmış kişi' yi öldürdüler. Sağ kalan sıkıntılı, kızgın. Hep ölçülü-biçimli mi davranmak gerek? Kim demiş? Başkaları onu eve gidecek sanırken o bir meyhanede içecek. Yolun çivisiz yerinden karşıya geçti. Kayıp giden otomobiller duraksadılar. Bir şoför sövdü. O duymadı.
 ...

Aylak Adam
   Yusuf Atılgan  (1921-1989)

Güneşim olmuyosan bahara meylederim ben de filmi : (500) Days Of Summer

Sinemadan başka bişe yazamaz oldum ama napiym elimde diil, aklıma başka şey gelmez oldu, bi de son günlerde film izlemekten başka bişey yapmıyorum, ondandır. Hoş başka şey derken ne yapıcam ki, stüdyoya kapanıp albüm mü yapıcam, yeni kitabımın tanıtım koyteyline mi katılıcam, hayır elbette, mışıl mışıl film izliycem. Herneyse gene film yazıcam:


Şimdiki seyirlik münferit bi olay hakkında, filmin başında aşkmasalı değil diye uyarıyolar. Mimar bi çocuk var, bi çalım Heath Ledger'a benziyo. Mimar dedim ama iştigali tebrik kartları gerçi taziye kartları da var işin içinde de bu bizim kültürde yok, o yüzden yokmuş gibi davranıcam. Mimarlıkla karşılaştırınca biraz tırto bi iş, ama yapılır, hiç yapılmaz deyil. Önemli olan mayışta anlaşmak, ortam güzel gördüm, The Smiths dinleye dinleye kartlara afilli cümleler yazmaktan ibaret bi iş, gerçi bizimki yaza yaza 'Bizi seviyorum.' yazıyo. Lafa bak, biz de seni seviyo mu acaba? Bence hayır. Özetle iş güzel hacı, bu zamanda iş bulmuşun laf da etmemek lazım. Gelvedegitzaman ofise haddinden fazla mavi gözlü bi kız gelir, bizimki de aşık olur, ya ne olacağıdı, kanka mı olsunlardı, cillop gibi kız, süper manita olur bundan. Ama kız biraz aşifte/şırfıntı/şıllık(olsa da yesek)/kevaşe/fallik/fingirdek: çeşit yaptım beyendiğini al. Pamuk gibi çocuğu kendine aşık ediyo, önce asansörde yapıyo yolunu sonra fotokopi odasında sıkıştırıyo. Sonra sonra ben ciddi bi ilişki istemiyoruuğm diye yan çiziyo. Ama öyle böyle yan diil, maffediyo çocuğu, işte kötü, evde kötü, heryerde kötü artık o, yaşama sevincini hortumlamışlar, sulu tostoparlak turpturuncu bi portakalken bi bakıyoz posası kalmış bitek. Halbüsi negzeldi hayat neşeli bi müzikal suretindeyken, ne ara bi rüyanın arkasından ağıt döker oldun be Tom'um. Kız ofisten ayrılır, Tom'la bağı kopar. Tom zaten kopmuştur. Bigün acı bi tesadüfün haltyemesiyle karşılaşırlar bi trende, çokça heyecan fazlaca hayal kırıklığı getirecek olan bu kötü niyetli tesadüf sonucu aynı düğüne iştirak ederler, danslar filan, bucumapartivericemgelirmisinler, içipiçipomuzdasızmalar, mavigözlerisüzmeler. Niyapsın aşık oğlan, tıpış tıpış gider o partiye, cebinde beklentilerle girdiği kapıdan yalanmış avuçlarla çıkar. Ciddi düşünemeyen sevdiceği, ciddi müessesenin ikramı bi yüzük taşımaktadır parmağında. Bunun hesabını da sorar en sevdiği bankta otururken, bana söylemeliydin der haklı olarak, daha teklif etmemişti, ama hayatındaydı neden benimle dans ettin, çünkü öyle yapmak istedim. İşte canının her istediğini yapan, bencil, bencil olduğu kadar da güzel bi kız. Ama hala anlamış değilim, hiç mantıklı değil der bizimki. Birden oluverdi, ne oluverdi birden, işte bi sabah uyandığımda biliyodum, neyi, senleyken asla emin olamadığım şeyi. Bak bak bak, sırf laf olsun diye söylüyo, altta kalmamak için cevaplıyo, bi de kocasıyla nasıl tanıştığını anlatıyo, narsist kız kafede dorian gray okurken kocası olacak adam gelmiş de muhabbet açmış da, sonra bi bakmış evlenivermişler. Vaynasını eminim öyle olmuştur, hiç kafanı kaldırıp o ceviz büyüklüğündeki gözlerini dikmedin elin adamına de mi, saçlarınla oynamadın, cillve ayarlarını maximuma getirmedin di mi. Benim de külahlarım var evde boy boy, bil istedim. Böyle böyle 500 gün biter, Tom kartyazıcılığından mimarlığa geçiş için çabalarken başka bi güzelle tanışır, tesadüfe bak ki şehirdeki en sevdiği yerden bu kız haberdardır, otoparklardan o da hazzetmiyo, üstelik ismi de pek bi manidardır. Tom var ya sen hiç akıllanmıycan, iyi kötü bi 500 gün yaşadın; aşk, zevk, acı hepsi varıdı. Ama sen hala to kappe o hayın tesadüflere güveniyosun, hemen bi heycanlanmalar, she is the one hülyalarına dalmalar.. Ne yaşıyosan hakediyosun sen, üzülmem bundan sonra seninçin. Başka da sözüm yok sana. Ama ortaya var: filmde güzel laflar var (misal: yalnızlığa hakettiği değer verilmiyor/aşk bu noel baba diil), eğlenceli göndermeler var, güzelinden müzik var. Bi kere izler geçerim ama, tekrara lüzum yok.


tişörtteki cümle manidar: love will tear us apart, o da burda:



31 Aralık 2009 Perşembe

Yazı Dizdim : Sidney Lumet-Dog Day Afternoon (1975)

Yazı dizicem dedim, bari bi konuda dediğimi yapayım, utandırmıyim kendimi kendime gayretiyle yazıyorum ikinci yazıyı:


Dog Day Afternoon (1975): Gene ben yokum, ama Sidney Lumet ile Al Pacino beraber sürükleyici bi film yapmışlar bile çoktan..Konu banka soygunu, böyle heycan var, adrenalin var, Al Pacino’nun harikalade oyunculuğu var. John Cazale'nin yandaş oyunculuğu var. 1972’nin sıcak bi ağustos evleden sonrasında vuku bulan gerçek bi banka soygunundan esinlenme var. Bankayı soyan kişi aslında şu imiş:

Eşcinsel sevgilisinin cinsiyet ayarlarını değiştirmesi için soyunmuş bu soyma işine. Ivır zıvır deryası imdb’den öğrendiğime göre John Wojotowicz bankayı soyduğu gün The Godfather’ı izlemiş de ordan aklına gelmiş bu hinlikler. Bir başka yazı dizisinin konusu olabilecek bu kıral seyirlikte bilindiği üzre hem Al Pacino var hem de John Cazale (hayınsın fredo zalımsın fredo). Kaderin cilveleri hep bunnar. Bi tırıvırı bilgi daha: Dış çekimler dog day sıcaklığında bi gün yerine sovuk havada yapıldığından kelli, ağızlarda buzla oynamışlar, nefesleri bellolmasın diye. Bu işler zor işler, kolay mı ekmek parası kazanmak diye diye konuyu dağıtmaya yelteneyazıcam bi. İşe bak, ben tam da bu yazıyı yazarken yan masamdaki tilifon godfather'ın müziği ile ünlemesin mi, bu bi işaret mi, değilse niye oluyo böyle şeyler kafam karışıyo sonra, bişe olmadan da karışık kafam yeterince zati.


Ne genç-tıfıl-toy ama hep karizmaymışsın sen al pacino. Yıllar yıprattı seni de herkesler gibi, robert'ı eskittiği gibi eskitti seni de. Şu Rigthteous Kill denen filmi çekmiyeydiniz daha güzel kalıcaktınız aklımda, neyse olsun varsın ah çekinme sen yine yalanlar söyle.

30 Aralık 2009 Çarşamba

Yazı Dizdim : Sidney Lumet - Network (1976)

Hani böyle yazı dizisi yapıyolla, numara koyuyalla 1-2 filan diye, heveslendim ben de yapıcam. Yazıya dizmek istediklerim Sidney Lumet Filmleri. Gerçi benim yazı dizisi çok uzun süremeyecek gibi çünkü bikaç filmini biliyorum sadece. Olmadı izlemiş gibi yaparım, intihal ederim kimbilir. letis sıtart ozman:




Network (1976) : Ben yokken çekmiş çevirmişler bu filmi. Ortalama bi insan evladının hergün kendisiylen bi şekil hoşbeş ettiği televezyon denen tüpün/kutunun iç ve pis yüzünü dökmüş ortaya Sidney Lumet. O dünya ki içinde ne dolaplar gardolaplar dönüyo, kimin eli kimlerin ceplerinde, reyting uğruna elini kana bulayan ne insanımsılar (humanoid) var. Eleştirirken düşündüren, düşündürürken yeren, yererken bidaha eleştiren böyle böyle süregelen hoş bi döngüsü var filmin. Oyunculuklar haddime değil ama 10 numero. Zati 4 oskarın üçünü oyuncular kapmış, hele bi tanesi var ki 5 dakkalık performansıyla almış ödülü (Beatrice Straigt). Haşin Kurtarıcı Havırdı canlandıran Peter Finch oskarına ebediyete intikal ettikten sonra kavuşmuş (tekrarı için bakınız: Heath Ledger). Senaryoyu alıp fosforlu kalemle olmadı kırmızı kalemle altını çize çize okumak lazım, Howard Beale'nin televizyonla ilgili söylediklerini bugüne kopipest yapmak lazım, şapkayı alıp önümüze koymak lazım, şapka yoksa almak lazım, havalar sovuk kafayı üşütme. Bi örnekleme yapacak olursam: "Bugün televizyondan çıkmamış herhangi bişeyden haberi olmayan koca bi jenerasyon var." İngilizyacam bu kadarına el verdi, daha güzel tercüme edilebilirdi mümkündür. Sonra diyo ki havırd, televizya gerçek biz ilüzyon olmuşuz halbüsi biziz gerçek olan, çık cama bağır kendine gel (I'm as mad as hell, and I'm not going to take this anymore-çok pis kızdım ve hey dostum buna daha fazla dayanamıycam mealli bi repliklen bağırılcak). Zeitgeist'da da bahsedilir bu filmden ve içerdiği düşünce balonlarından.


Bi de kırık bi aşk hikayesi var, orta yaş bunalımı yaşayan bir insan bir insanımsıya (negzel ablamızdın sen faye abla) aşık olur, biraz eylenirler, sonrasında adamın tahmin ettiği üzre mutlu son: Hanımına (hani şu 5 dakkayla oskarı götürüveren) geri döner, veda konuşmasında da sağlam bozar insanımsıyı. "Zevki, acıyı ve aşkı hissettiğim sürece ölmeyeceğim" der bırakır kadını öyle. Bırak tabe ya, baştan hataydı, torun torba sahibi olacan hala zevk peşinde aşk peşindesin, sen demiyo muydun yaşıtlarım ya ölüyolar ya torun sahibi oluyolar diye. Senin kız da yüklüydü anasını bırakıp gittiğinde, o kız sonra lohusa haliyle anasının acılarını sarmaya bisürü yol tepti senin yüzünden, neymiş aşk yaşıycam, zevk yaşıycam..Bırak allasen, tornunla aşk yaşa, o da aşk biyerde, aşkların en güzeli belki, yaşamadan bilemezsin, yaşa bi, sonra bi daha konuşalım..Sinillendim biraz evet.

Konuya geri dönersem, kocca filmde (filmin içindeki reklam ve tv şovları hariç) müzik diye bişe yok. Bilgi küpü imdb'den öğrendiğim üzere: Howard Beale rolü önce Henry Fonda'ya teklif edilmiş, çok (h)isterik diye kabul etmemiş (dur bakalım sayın Fonda, 12 kızgın adam var bak serinin devamını yaparsam eyer, orda görüşcez senle- ya resmen Henry Fonda'ya seslendim temin, kaybediyorum kendimi yavaş yavaş..).

Filmden bana kalan sorular : İnsan mıyım, insanımsı mıyım? Zevk var mı, aşk var mı? Acı var mı acı?

27 Aralık 2009 Pazar

Uzaktan yakından her türlü kulağa hoş gelirses : Lhasa De Sela



Duru, aykırı, su gibi bi ses. Dinliyorum, dinliyorum, içimden bişeyler kopacak gibi oluyo, boğazımda düğümler, dinliyorum dinliyorum ama bişe anlamıyorum. Keşke bileydim şu dili dedirtiyo bana, hem dünyada en çok konuşulan dilmiş, öğreniversem boşa da gitmez, bellimolur belki ilerde guatemalaya filan gidesim tutar. Hoş mutfaktan su almaya bile türlü bahanelerle üşengeçliklerle gitmeyen bi bünyedeyim halihazırda.
Hülasa güzel ses, içli ses. Böyle güzel ses diyince aklıma Melihat Gülses geldi bi de, ne zarif bi kadın sesidir yav, nar çiçeem benim. Ses tellerine bülbül konmuş deyolar onunçün çok doğru. O bülbül hiç havalanmasın, güllere filan meyledip kanatlanmasın. Neyse lhasa'ya dönersem geri (kendisini sevdiğimden ismiyle hitabediyorum, iznini filan almadım, ama tanısa o da sever beni, bi şe demez biliyorum)  La llorona albümünün hastasıyım bayadır..O albümün en sevdiğim parçasını buraya mıhlıycaktım, bulamadım:, el pajaroydu kendisi. Kuş küçük kuş filan diyodu, bolca lalalaa diyodu, onun yerine gene güzel başka bi şarkısıynı ikame ediyorum, bu da güzel. Umarım bu güpgüzel insan bigün tekrar gelir yalnız ve güzel ülkeme. Biletler bahalı olmasın ama lhasacım, tibetin başkentisin bugüne bugün, para filan fani işler bunnar, önemli olan maneviyat, çakralar ve kankaları..









26 Aralık 2009 Cumartesi

zıbar teve

Habere bak hele: İsa Tiroid miydi?  Neymiş, zamanın ünlü ressamlarının tablolarına bakıldığında boyun nahiyesindeki bombelikler dikkat çekiyomuş..Pekii diyo haberin sesi, tüm bunlar tesadüf müydü? Bana ne soruyosun, hem kafamıza saçma bi soru sokuyosun hem de cevabını bekliyosun. Kusura bakma düşünemem tesadüf mü değil mi diye, kusura bakma canım sıtarteve, hade güzelim öbür habere geç hade.

böyle sırf yazı olması bi de resim filan olsun diye koyuyorum bunu,ürkme korkma boyna konsantre ol, tiroid var orda dikkatli bak.


paranormlar hiyerarşisi




evet bi film izledim, öyle bişe yapmadan yazı yazmak zor, bi malzeme lazım bana ki saçmalayabiliym..malzemeler: bi adet kötü film (orjinal olsun, korsan çabuk bayatlıyo), bi kilo sıpoylır, bir tutam kinaye, alabildiğine görmemişlik..bunnarı kulak memesi kıvamına gelene kadar karıcaz şimdi:

şimdi bi çiftimiz var, kız ders çalışıyo örtmen olcakmış hanimiş, oğlan desen serbest serbest bişiler yapıyo hiç anlamadım, bunnar böyle han gibi evde iki kişi yaşıyolar, salonda kocaman televizya var hiç açıldığını görmedim, havuzu minderli salıncağı barbeküsü böyle herbişeyi tastamam dıbleks bi ev, kişi başına bi kat düşüyo yav insaf..keyti olan kızceyiz paranormlara girmiş böyle 8 yaşından beri iyi sıhhatte olsunlar peşinde.. manitası mika takık, herşeyi kameraya çekicem ben yencem onları seni kurtarıcam modunda..bak şömine de vardı evde gel de sinir olma..neyse, bunlar başlıyo çekimlere..işte ben diyim 20 sen de 30 gün artık hatırlamıyorum kaç gün kaç gece çekimler devam ediyo..hacı bi nevresim değişmez mi yav, aynı çarşaftan bissürü mü almışlar, böyle kesekaadı renginde hergün aynı..koktunuz beaa ne pismişiniz, kokuya geliyo o dimın ben size diyim, öle cadıkovanpırofların peşinden koşacağınıza atsaydınız çarçafları makineye yumoşu da koycaktınız lavantalısından, bak gör kalıyo muydu iblis filan..

efenim günler geçtikçe malum öbüralemli güçleniy, bizim çift de giderek gerzekleşiy..kapı önlerini pudralıyo erilkişi ki şeytan geldiğinde papuçlarının izi çıksın, çıkıyo da..tivitinin biraz iricesi gelmiş de basmış orlara hep yalınayak, iz her yer..takip ediyolar, tavanarasına varıyolar, eski yanık bi fotraf buluyolar.. bi gece kızı bacaklarında sürüye sürüye odadan çıkarıyo, yerler kesin pis, bacaklar paspas misali sildi süpürdü heryeri..arada bi yerlerde keytiyle aynı kaderi paylaşan başka bi kadın var 60lardan, işte onun akıbeti filan, kendi kolunu yiye yiye ölüyo, bizimki de hiii bende mi böyle olucam korkularına garkoluyo..beter olacak haberi yok..en sonunda çıldıriy, mikasını doğriy..soora hacıyatmaz gibi bi oyana bi buyana sallanıp dururken eve polisler geliyo..kızı pıçahla görüce mala bağlıyolar, çat diye vuruyolar, ya bi durun de mi, bi sorun elindekiyle niyapıyon bırah onu diye de mi, bi çelme tak olmadı bacaana sık, yok alnının çatından vuruyolar..orantısız güç ecnebiyalarda da varmış dimek..

işte böyleböyle bitiyo film çok şükür, o öbüralemliyi bekledim kızın içine girsin, sesini kalınlaştırsın, dilini ters döndersin, gözlerini kaykıltsın diye olmadı, 15 bin dolarlık bütçeyle olamadı..

velhasılıkelam korku filmi diyemem, arkadaşların çabası takdir edilesi, emeğe saygı rep filan ama o kadar işte.. burdan türk filmcilerine seslenmek istiyorum..olm bu konudan çok pis film çıkar uğraşsanız, bizde ne hikayeler var üç harflilerin merkezinde dönen, 5. boyuttan kopye çekilse de olur, ama prodüksiyon kaliteli olcak, biraz paraya kıymak lazım, ama fazlası gelcek bak kesin..bu dandirik film milyor dolarlar kazandırmış varın gerisini siz düşünün gari..
Related Posts with Thumbnails