30 Ocak 2010 Cumartesi

Leningrad Cowboys Go America (1989)

Bi filmi sevdiysem yönetmenine de kanım kayniy, diğer filmlerini merak ediyorum heman, becerebilir de izlersem başka işlerini bazen hastası oluyorum bazen de tek filmlik bi balonmuş diyorum kendi çapımda, pii balona bak, bi iğneye bakar diyorum. Aki Kaurismäki onlardan diil elbette, hastası olduklarımdan, Ingmar Bergman mertebesinde değil gözümde henüz ama az kaldı. Bi de öğrendim ki Jim Jarmush'la (JimJar diycem bundan sonra, okumaz hem bunu) da dost imiş, ohh dadından yinmez oldu. Bikaç tesadüften belliyli böyle bi kınnekşın olduğu, JimJar'ın Night on Earth (1991) adlı nadide eserinin Helsinki kısmısında Aki Kaurismäki'nin (AkiKa diye kısalttım gitti) kıdemli aktörü Matti Pellonpää' yi Mika suretinde (Aki ile Mika kardeşlermiş) gördüğümde bi işkillenmiştim, meğer o kısmı AkiKa çekmiş. Tevekkel didim kendi kendime. Sonrasında şimdi anlatmaya yeltendiğim filmi izleyip, JimJar 'ı da burda araba satıcısı suretinde görünce tamam dedim, oldu bu iş. Roberto Benigni'yi de bi AkiKa filminde göresim var, varsa da böylesi benim haberim yok.

Başlıktaki filme gelirsem, aslında bi batında 3 AkiKa filmi pirocem varıdı (vay be piroce filan demeye başladım, yakında prodüksiyon neyin de yaparım, ben pirodüktüm oldu valla) ama baktım bu dağınıklıkla yapamıycam, bi yerden başliym dedim de aldım elime lö kılavyeyi, ama hala bi yerden filmi anlatmaya başlayabilmiş değilim, dağınıklık derken ciddiyim.



Rus menşeli, garip kılıklı (o saçlar ve ayakkabılarla bi penguen türü diyebilirim), absürt karakterli bi grup  müzisyenin şöhret olma amacıyla amerikaya doğru seğirtmelerinin filmi: Leningrad Cowboys Go America. Ulaşırlar  rüyalar ülkesine, ama işte ulaşana kadarki kısım tam filmlik.

İçlerinden bi tanesi hakkın rahmetine kavuşur sanki, ama yabancı ülke yasaları izin vermez onu gömmelerine, Leningrad Cowboys (LC) nereye, o da oraya. Tabutu hem meftayı hem biraları soğutan buzla doldurmak suretiyle buzdolabı değil adeta buztabutu olarak kullanırlar, daha doğrusu grubun çakal lideri (kendisi Matti Pellonpää'dır, şaşırmadım) kullanır. Bu yolculukta yolları bi meksika düğününe düşer, arabaya sığmadıkları için bagaja koltuk atarlar. Bu düğünde ölü arkadaşları, başından beri kendilerini özenerek takip eden ezik eleman ve viski sayesinde canlanır, üstelik sahnede, başlar sazının tellerini tıngırdatmaya. Yeri gelir biz fakiriz yazısıyla dilenirler, yeri gelir donuklukta kendilerinden eksik olmayan kitleye musiki icra ederler, rock&roll   kitaptan öğrenilmiştir, tıpkı ingilizce gibi. Bu yolculukta, golfstreama kapılıp amerikaya sürüklenen kuzenlerine rastlarlar, her işte bi hayır vardır..Hapishanede teneke kutularla haddinden güzel müzik yaparlar, kıymet bilmeyen gardiyan kulaklık takar ama.

Neyse, böyle anlatınca absürt olmadı pek, izleyince öyle ama. Saçma ama güzel, güzel ama komik, komik ama akıllıca, akıllıca ama saçma..Ama parantezine alıp, sadeleştirme yaparsam sonuca ulaşabilirim sanırım. Matematiğim iyiydi bi vakitler, yeminlen..

Film filan dedim de, böyle bi grup gerçekte de var, finlandiya menşeli. Gerçek ile film arasında kesin bi çizgi çekmiş gibi oldum, keşke olmayaydı öyle bi çizgi, filmlerdeki kafalar gerçek olaydı..Şu şekiller kendileri:


Tek filmle kalmamış elbette LC maceraları, daha başkaları da var, mesela, örneğin. İzlemedim hiçbirini ama meraklardayım.Sevdim ben bunları..

Alakasız ama aklımdayken demeden geçemiycem: Body of Lies daki leo dicaprio sanadır sözüm:  insan bi selamünaleyküm demeyi öğrenir, arapça biliyorum, siyasi danışmanım diye havanı atıyosun filmde ama işte ağzında geveleyince  aleyküm kısmını filmin film olduğu hemen anlaşılıyo, olmuyo, yakışmıyo sana..

Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails